25 Şubat 2008

deniz olunmalı oğlum

Gecelerden bir gece
Ben rüyalarımda çok güzel balık tutarım. Sarı, kırmızı, mavi renklerde kocaman balıklar hem de. Su hep çok temiz olur. Suyun tepesinden bir baktım mı, bütün balıkları görürüm. Oltamı tam da ağızlarının yakınına atarım. Onlar da hep aç olurlar ve hooop gelirler oltaya. Bazen de onları ellerimle yakalayabilecek kadar yavaş hareket ederler. Çok şaşırırım nasıl bu kadar kolay avlandıklarına ama ağzına kadar balık doldururum kovamı heyecanla.

Herhangi bir tatil
Rüyaların dışında da balık tutmuşluğum vardır. Tatil köyü, otel, pansiyon falan dinlemem. Millet güneşin altında yayılırken pareomu dolayıp belime, bir gün tutacağım yarım kiloluk balığın da hayaliyle kıyıdan balık avlarım. Fatih de çok sever balık tutmayı, aşağı yukarı benim sevdiğim kadar.



3 Şubat 2008 Pazar, Sabah
Sabah yürüyüşünde yunus görebilecek kadar şanslı kaç insan vardır bilmem ama ben o sabah o şanslı insanlardan biri oldum. Sevinç çığlıkları ve fotoğraf çekme çabalarının ardından oralarda dolanan bir değil üç yunus olduğunu fark ettik. Gözden kayboluncaya kadar onları izledik. Sonra da eve döndük.

Her daim
Biz denizin her haline her defasında hayran oluruz ve denizi her defasında hayatımızda ilk defa görüyormuşuz gibi heyecanlanırız. O sabah da yine aynı sebepten denize doyamadık ve onunla biraz daha haşır neşir olmak için öğleden sonra geri dönüp balık tutmaya karar verdik.


3 Şubat 2008 Pazar, Güneş batmadan az önce
Bir zamanlama hatası yüzünden evden biraz geç çıktık. Balıkçı malzemeleri satan dükkâna uğradık. Öncekilerden farklı olarak kıydık paraya ve bu sefer iyisinden birer oltayla birlikte yem, kurşun, çakı ve iğne aldık. Bir de bir saat içinde karanlık çökeceği için fener . Öyle sıradan bir fener değil ama elastik bir bant marifetiyle kafaya takılanından; eğlencelisinden. Yaklaşık on beş katlı apartman yüksekliğindeki falezlerden indik, oltalarımızı hazırladık, yemleri iğnelere taktık. Oltanın nasıl çok uzaklara atılabileceğini göstermek istediği için oltayı ilk Fatih fırlattı. İğne kayalara takıldı. Oltayı satan adamın da tembihini hatırlayarak oltaya asılmadık, onun yerine misinayı koparttık. Yeni iğne ve yem taktığımız oltayı ikinci kez fırlatmadan önce başka bir kayaya geçmek istedik. Kayaya tırmanmak için elimdeki kovayı Fatih’e uzattım. Kovanın kapağı dik bir şekilde kovanın içinde duruyordu. Kapağı kovanın sapı sanıp tutmasıyla birlikte kapak Fatih’in elinde kaldı ve içinde iğnelerimiz, bıçaklarımız ve kurşunların olduğu kova suya düştü. Çok değerli içi boş yoğurt kovasını ve kapağı kurtarırken bu konu üstünde fikir alışverişinde bulunduk. Bana göre sebep onun kapağı sap sanmasıydı, ona göreyse uzattığım şeye bakmamış olmam. Bu sırada güneş battı. Eşyalarımızı topladık. Termosumuzdaki çayı içtik. Biraz önce bizi kızdıran şeye gülerek ve kafaya takılan fenerle oynayarak eve döndük.

10 Şubat 2008 Pazar, Öğleye doğru
Hava güneşli ve deniz dalgalıydı. Falezlerden aşağı indik. Üzerine çıktığımız kaya doğal bir iskele gibi biraz önde duruyor, dalgalar ise arkamızda kalan falezlere çarpıyordu. Hızını alamayıp daha bir coşkuyla çarpan bir kısım dalga üç beş metre yükseğe fışkırıp sonra da tepemizden aşağı döküldü. Beni ıslanmaktan korumak için dalga kıran görevi yapan Fatih çok ıslanınca toplandık. Balıklar da ortalıkta yoktu zaten. Geç kaldığımıza ve balıkların da o saate kadar doyup yuvalarına çekildiklerine karar verdik. Pazardan bir kilo balık alıp eve döndük.


17 Şubat Pazar
İki günlük memleket ziyaretinin ardından Mersin’den Antalya’ya döndük. Yaklaşık dokuz saat süren bu yol muhtemelen iki komşu il arasındaki en uzun, en güzel manzaralı ve en zor yoldur. Sevgi ve nefret hissini aynı anda yaşatır insana. Kimi zaman içindeki balıkların da hayalini kurarak denizi izledik yol boyunca.


24 Şubat Pazar, Sabah
Hava güneşli ve ılık, deniz ışıltılı ve berraktı. Bu sefer balık gibi düşünmeye çalıştım. “Balık olsam şu kayanın dibine gelirdim… Yok yok şu kuytuya girerdim… Esas şu taşların üstünden süzülürdüm…” diyerek oltamı bir o yana bir bu yana savurdum durdum. Ve fakat balık gibi düşünmek sökmedi. Çünkü onlar her şeyi bilirlerdi. Yemleri tırtıklayıp durdular. Onlar yedikçe ben yenisini taktım. Güneş tepeye çıkana kadar besledim onları. Yalnızca bir tanesi biraz daha az bilgiliydi.

Meraklısına ve yufka yüreklisine not: Bu yavru denizde süzülmeye devam ediyor.

6 terennüm:

Deniz dedi ki...

Deniz kenarında yaşamak başlı başına bir ayrıcalık. Fakat bu denli keyif almak da harika bir tesadüf. Kimi sevmez hani, denizin kokusunu, nemi... O fotoğrafları ben çekseydim de siz balıklarla ilgilenseydiniz :)

Bu da benden olsun:

"Hey,ne duruyorsun be!
At kendini denize,
Geride bekleyenin mi var? Aldırma.
Görmüyor musun her yanda hürriyet.
Yelken ol,dümen ol,balık ol,kayık ol,su ol,
Git gidebildiğin yere"

ZAMANDAN SIZAN...KIYMET dedi ki...

partI
Beyhan
Sabahıma gülümsememi oldun yoksa içimi sızlatanmı henüz karar veremedim..Akdeniz'i görmek bilmek ama uyandığında pencereden baktığında bulamamak çok zor.. Nasıl güzel anlatmışsın..ben uzun uzun bakıp dalmış giderken resimlere daha Akdenizli evin erkeği uyandı geldi baktı resimlere ona sormaya çekindim ne hissetin diye..biliyorumki içi benim gibi..sadece sorabildiğim ilk resim nereden çekilmiş oldu..onu nerden çektiğini bulamadım acaba Atatürk parkının oradanmı çektin Beyhan? oraya kadar gittiğinde Nar'da bir kahve iç olmaz mı? Antalya ile ilgili o kadar çok ritüelimiz varki bizimde..ve ben hiç Antalya'da bugun ne yapacağım canım sıkılıyor demedim Beyhan..
çok şey yazmak istiyorum ama şimdilik bu kadar partII yapacağım..pc göçtü format atılması gerek bu pc evin adamınının..pc eve ne zaman döner bilmiyorum..çünkü evin adamı pc paylaşmayı sevmiyor..uzar gider..

Emir Bey dedi ki...

bir de o alttaki balığı yiyip zehirlenseydiniz (muhtemelen zehirlidir böyle renkli şekilli hayvanlar) yazıyı da sizin hastanede olduğunuz bildirmek üzere amcam veya yengem yazsaydı şurda gülmekten ölürdüm herhalde =) fatih bey' e de size de selamlar sevgiler, bir de ben sizi sobeledim şayet ilginizi çeken bir konuysa bir ara bakınız olur mu =)

gezicini dedi ki...

of ne güzel denizz. ben bunaldım bu Ankara bozkırından, deniz istiyorumm.
benim yerime de deniz havası cek olur mu?
sevgiler
gorki

fikriminincegülü dedi ki...

Yok yok en kısa sürede Akdeniz'de bir yerlere taşınmalıyım. Hem konu komşu da hazır oralarda. Öyle mi?:))

beyhan dedi ki...

deniz, sen de isminde taşıyorsun bu güzelliği. şiir için teşekkürler.

kıymet, ilk resim lara'da falezlerin üstü.
birgün buralara geri dönmenizi diliyorum ayrıca.

emir sen ne korkakmışsın. bir şey olmaz. o balığın her tarafı zehir olsa ne yazar minicik. sobeni de görmüştüm zaten.

gezicini bu pazar bir nefes de senin için koklarım. :)

incegül ilahi istanbul'a yaşıyorsun. daha ne olsun:)